Telefon
WhatsApp
Yönetim Kurulu Başkanımız Sayın Osman Talu Röportajı
Yönetim Kurulu Başkanımız Sayın Osman Talu Röportajı

Türkiye’nin en çok beğenilen süt ve besi ürünleri markası Talu Çiftliği, halkımızın sağlıklı beslenme alışkanlığına doğal, hijyenik, kaliteli ve lezzetliürünleriyle katkıda bulunmayı hedefliyor. Çiftliğin kurucusu olan ve sağlıklı ürün elde etme konusuna çok önem veren Osman Talu ile doğal yaşam ve bilinçli tüketici hakkında dopdolu bir sohbet gerçekleştirdik.

 

Sohbetimize sizi tanıyarak başlamayı çok isteriz. Osman Talu kimdir, bize kendinizi tanıtır mısınız?

1977 yılında doğdum. Ortaokulu 3. sınıfa kadar İstanbul’da Saint Joseph Lisesi’nde okuduktan sonra lise eği-timime ABD’nin Michigan eyaletinde devam ettim ve okulu orada bitirdim. Üniversiteyi ise Massachusetts eyaletinde bulunan Babson College’da girişimcilik okuyarak girişimcilik ve pazarlama alanında uzmanlaştım. 2000 yılında Türkiye’ye döndüm. İş hayatına, bankacılıktan otomotive, otomotivden gıda üretimine kadar birçok farklı sektörde varlık gösteren Doğuş Holding’de, Kurumsal Pazarlama ve İletişim Müdürü olarak başladım. Sonra bunun beni pek mutlu etmediğini fark ettim ve kendi yolumda ilerlemek için kurumsal hayatı bırakma kararı alıp 2010 yılında çiftliği kurdum. Tabii öncesinde epey araştırma yaptım ve birçok yer gezdim.

 

“Birçok yer gezdim.” cümlenizi altını çizerek söylediniz. Peki çiftlik için Manisa’yı seçme sebebiniz nedir?

Çiftliği kurmak için en uygun bölgenin Ege Bölgesi olduğuna kanaat getirdik. Manisa Yunt Dağı’nda 350 metre rakımda her yönden çok elverişli bir arazi bulduk ve böylelikle çiftlik inşaatına başladık. Daha evvelden
de tanıdığımız Manisa’nın saygın 2 iş insanını da ekibimize katarak 2012 yılında operasyonumuza başladık.

 

Sektörde başarılı bir marka haline getirdiğiniz “Talu Çiftliği” olarak da bilinen Talu Ekofarm A.Ş.’yi kurdunuz. İstanbul-Manisa arası yoğun bir çalışma temponuz var, bu durumun sizi zorladığı dönemler oluyor mu?

Evet. Burada çok rahat bir hayatım varken düzenimden ödün vermem gerekti ama güzel bir şey yarattık, işimi severek yapıyorum. Oradaki hayatı çok seviyorum. Hayvan kokusunu severim, biçilmiş yemler fermente olurken orta-ya salınan o kokuyu severim. Traktör kullanmaya, buzağıları beslemeye bayılırım. Düşünün, doğadasınız. Gece ateş yakar, yıldızları seyreder ve sessizliği dinlerim. Aslında içinize sindirmeniz lazım. Ben kendime “modern kovboy” derim. Çiftçiyim demeye de hiç gocunmam.Atatürk’ün de dediği gibi, Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi, hakiki üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, mutluluk ve servete hak kazanmış ve lâyık olan köylüdür. Millî ekonominin temeli ziraattir.

 

Ürettikleriniz ve ürettiklerinizin sonucu sizi mutlu ederken aileniz sizi destekledi mi?

Evet, desteklediler. Eşim Henza da başından beri destek oldu. 2011 yılında doğan oğlum Baran da hem işletme-mize şans getirdi hem de çok küçük yaştan itibaren çiftliğe gelmekte olup gerek bana, gerek sağıma, gerekse mağazalarımızdaki personelimize yardım etmekte. Bütün operasyonu benim kadar iyi biliyor. Alt yapıyı sağlam tutmak lazım. Bu arada kısaca babam ve kardeşlerimden de bahsetmek isterim. Babam Gönül Talu 1961 İTÜ inşaat mezunudur ve Türkiye’nin inşaat duayenlerinin başında gelir. 50 sene Doğuş Grubu’nun inşaat şirketlerini yönetmiş ve 30 milyar dolarlık proje bitirmiştir. En büyük kardeşim Burak, Kadıköy Anadolu Lisesi’nden sonra İTÜ inşaattan mezun olup Boston College’da MBA yapmıştır. Ortanca kardeşim Ömer ise Alman Lisesi mezunu olup University of Michigan’da ekonomi bölümünü birincilikle bitirmiştir. Babam ve kardeşlerim halen diğer şirketimiz Talu İnşaat’ı yönetmektedirler.

 

Gelinen noktada siz ve tüketici için en önemli unsur nedir?

İlk önce hastalıklardan ari işletme olduğumuzun altını çizmek isterim. Bu durum perakende çiğ süt üreticiliğinde önem arz eder. Genel anlamda çiğ süt alan tüketici bunu bilmez ama bu çok büyük bir kayıptır onun için. Halkımızın kesinlikle bu konu hakkın-da detaylı bilgiye sahip olması hem kendileri hem de çocukları açısından büyük önem taşımaktadır.

 

“Hastalıklardan Ari İşletme” kavramını biz tüketiciler için açıklayabilir misiniz?

Karantina ünitesine sahip, hayvanları kayıt altına alınmış, asgari teknik ve hijyenik şartlara sahip, tüm hayvanları Bruselloz ile Mücadele Yönetmelikleri gereğince laboratuvar kontrolleri sonucu şap, tüberküloz ve brusella gibi hastalıkları taşımadıkları belirle-nen hayvancılık işletmelerine “Hastalıklardan Ari İşletme” denilmektedir. Ayrıca hastalıklardan ari işletmelerin hayvan sağlığı ve refahı, ahır hijyeni ve sağlığı, süt sağımında hijyen, bina ekipman ve alet hijyeni, sağımda çalışanların hijyeni, işlenmiş sütün ka-litesi ve toplanması, işlenmemiş sütün kullanımdan geri çekilmesi ve hayvan beslenmesi kurallarını uygulamaları ve bununla ilgili kayıtları tutmaları; çiğ sütte bakteri, somatik hücre, aflo-toksin miktarı, kalıntı miktarının limit altında olmaları durumunda işletmeye “Onaylı Süt Çiftliği” denilmektedir. İyi Tarım Uygulamaları sertifikamız var, bunu alan ilk çiftliğiz. Uluslararası Gıda Sertifikası olan FSSC 22000’i de alan ilk büyükbaş hayvan çiftliği-yiz. Türkiye’de içerik bakımından en kaliteli Jersey sütü bizim sütümüz. %6 yağ, 1500 bakteri sayısı, 70,000 somatik hücre ve %4.40 protein ile biz sütümüze çok güveniyoruz. Sağıldıktan sonra 1 saat içerisinde dağıtıma çıkıyor.’’

 

Jersey sütü fikrinin ortaya çıkış hikâyesini bizimle paylaşır mısınız?

Jersey ırkı çiftliğimizi kurarken de başından beri programımda vardı ama yıllarda piyasaya bu sütle girmenin zamanı değildi. Türkiye’de birçok yabancı marka çok erken yıllarda pazara girmiş ve başarısız olup piyasadan çıkmıştır ama şimdi yeniden girdiklerinde ise durum tamamen farklı olabiliyor. Piyasa koşulları, sosyal medya, tüketici alışkanlıkları ve standartları değişiyor. Doğru zaman ve doğru koşullarda pazara girmeniz gerekiyor. Bunun bilincinde olarak biz çiftliğe ilk olarak Amerika’dan şecereli Holstein ırkı düveleri getirdik. 2012-2016 yılları arasında büyük üreticiye , sek sütümüzü veriyorduk. Bunu yaparken kalitemizden asla ödün vermiyorduk. Normalde Holstein yağ oranı %3.3-3.8 iken biz %4-4.2 yağlı bir süt üretmekteydik. Kaliteden ödün vermemek aileden gelen bir kültür be-nim için. Sektörde bu şekilde tanınmaya başladık. Çiğ süt perakendeciliği o zamanlarda çok gelişmemişti ve bizim öncülüğümüz ile sektör başka bir boyuta ulaştı. Jersey ırkını getirmeden önce Holstein sütümüz için Sütmatik yatırımı yaptık ve Türkiye’nin ilk Sütmatik’lerini hem kendi açmış olduğumuz mağazalarımıza hem de seçkin şarküterilere dağıttık. Sonrasında hep hayalim olan Jersey ırkı inekleri büyük uğraşlar sonucunda Türkiye’ye getirdik. Perakendede markamızı kaliteyle ön plana çıkaracak olan Jersey sütü için güzel bir etiket ve şişe tasarladık. Logomuzu ve çiftlik temamızı, benim de tecrübelerim doğrultusunda eski dostlarımız, Lunapark Creative Works kurucuları Bertan Berk’in ve Murat Tamgüç’ün ekibi ile çalışıp geliştirdik. Frigorifik araç yatırımı ile beraber satış ve pazarlama ekibimizi kurup çiğ süt perakendeciliğine sağlam bir geçiş yapmış olduk. İlk önce dağıtıma Manisa ve İzmir’de başladık. Sonra İstanbul, Ankara, Bodrum, Çeşme şeklinde genişledi.

 

Osman Bey, Jersey sütünüzün toplam kaç noktada satıldığından bahseder misiniz?

İlk giren her zaman daha hızlı yol alıyor. İstanbul’da 150, Türkiye gene-linde 750 civarı diyebilirim. Çiğ süt perakendeciliği bakımından sektörün de önünü açtık. Bizden cesaret alan birçok işletme perakendeye geçti. Biz Jersey ırkını Türkiye’ye getirdikten sonra binlerce Jersey hayvanı Türki-ye’ye girdi. Tabi ki en kalitelisini halen biz üretiyoruz ama maalesef Jersey sütü etiketli çok sayıda sahte süt de piyasada satılmakta.

 

Tüm bu yatırımları yaparken her ayrıntı ile bizzat siz mi ilgilendiniz?

2015-2016 yıllarında bu yatırımı yaptık. Danimarka’ya gittim. Ufacık Danimarka’nın içinde 3500 km yaptım, her yerini gezdim. Genetiği yüksek hayvanlar almamız gerekiyordu ki sonraki nesiller de iyi olsun. Süt hayvancılığında her şey bilimseldir ve en önemli unsur genetiktir. Ben markalaşmaya giderken en iyisini yapmak istedim. Siz de biliyorsunuz gıda sektöründe sadece para kazanmak isterseniz her şeyi yaparsınız, o yüzden kapasitem ölçüsünde üretim yapıyorum.

 

Peynir üretiyor, besicilik yapıyorsunuz. Bunları ayrıca konuşacağız ama şunu merak ediyoruz, Osman Talu büyüme fikrine sıcak bakıyor mu?


Hiçbir zaman aşırı büyük bir şirket olmak, seri üretim yapmak istemiyorum. Fırsatım var mı? Var. Yurt dışından bile yatırımcı geliyor ama istemiyorum. Ben bunu okudum, büyüdüğünüz zaman o kalite gidiyor. Birçok arkadaşım var, onlarla da konuşuyoruz. Abi biz büyüdük ama başlangıçtaki o kaliteyi tutturamıyoruz artık diyorlar. Kontrol bende olmalı, aşırı büyüdüğünüz zaman bu mümkün olamıyor.

 

Dışarıdan ürün yaptırma fikrine nasıl bakıyorsunuz, ilerde olabilir mi?

Ürün çeşitliliği içinde her şeyi bir anda çıkartamazsınız. Peynir ve et ürünlerimizi dışarda yaptırmayı tercih etmem. Bunları kendim yaparım, yapıyorum fakat organik yumurta için Foça’da bir çiftlik ile çalışıyoruz. Onların ürettiği yumurtaya biz kendi markamızı güvenerek koyuyoruz, tabii bunun için geçerli nedenlerimiz var. Tüm denetimleri yapıyoruz ve kendileri de bizim gibi kalite zihniyetinde olduklarından dolayı içimiz rahat.

 

Artizan peynirleriniz hangi sütten üretiliyor?

Jersey sütüyle üretiliyorlar. Peynir ustamız (gıda mühendisi) çok iyi. Türk peynirlerini çok iyi bildiği gibi yabancı peynirleri de iyi biliyor. Türkiye’de ve Basel Üniversitesi’nde eğitim almış. Peynir inovasyonu yapabiliyor. Bende de biraz gurmelik var.

 

Biraz da Ar-Ge aşamasındaki rolünüz hakkında konuşalım…

Evet, zaman zaman müdahale ediyorum. Et ürünlerimiz de var diye biliyoruz. Sektörde olduğunuz zaman ister istemez besicilik de yapıyorsunuz. Çok lezzetli sucukları-mız, gurme sosislerimiz ve kavurma-mız var. İleride çok farklı şarküteri ürünleri çıkarmayı planlıyoruz. Türkiye’de eti en iyi kadim dostumuz Cüneyt Asan yapar. Kendileriyle de mağazalarında ortak çalışmalarımız bulunmakta ama genel olarak bakıldığında bizim ülkemizde hayvan kalitesi düşüktür. Çünkü kalitede süreklilik yoktur. Daha çok ekonomiye bağlı gelişir. Süt fiyatı düşükse süt hayvanı kesilir. Bunlar çok yanlış işler. Bu yüzden ülkemizde ne programlı bir besicilik ne de stabil bir süt hayvancılığı vardır. Hep inişli, çıkışlıdır...

 

Bir ara Türkiye’de Anguslara karşı güçlü bir ön yargı vardı, bu konuyu bir de sizden dinle-mek isteriz.


Aslında Angus en iyi hayvandır. Japonya’ daki Wagyu da bir tür Angus zaten. Kobe’de yağ etin içine mermer misali nüfuz eder. Kobe yani Wagyu sığırının eti yağlı olmasına rağmen içerdiği doymamış yağ asitlerinin, doymuş yağ asitlerine göre fazla olması sebebiyle insan sağlığı açısından oldukça faydalıdır. Etin tekstürü çok iyidir. Pişirildiğinde ağırlık kaybı ve dilimlemeye karşı gösterdiği mukavemet çok azdır. İyi yetiştirilmiş bir angustan elde edilmiş et de benzer özellikler gösterir.

 

Son dönemde toplum olarak özellikle büyükbaş hayvan etlerinin lezzetsiz olması gibi birtakım şikayetler duyar olduk. Zaman zaman biz de düşünmü-yor değiliz. Bu durumu neye bağlıyorsunuz?


Biraz önce Kobe etinden bahsettik. Bu soru için iyi bir örnek. Yediğimiz etin lezzetini belirleyen en önemli unsur yağ oranıdır. Yağsız et güzel olmaz.

 

Hayvancılığın geleceği hakkında bize ne söyleyebilirsiniz? Vejetaryen beslenmenin bir alt dalı olan vegan beslenme hakkında düşünceleriniz neler?

Çok hassas bir konu. Veganlık makro bakıldığında bir lobi. Gıda pazarından pay almak istiyorlar. Bunu Amerika’da birebir dinledim kendilerinden. Vejetaryen beslenmenin tercih edilmesinde birçok farklı neden var. Ben çevre ile ilgili olan kısmı için yorum yaparım. Evet, büyük işletmeler çevreye zararlı çalışmalar yapabiliyorlar. Bizde durum öyle değil. 

 

İyi İTU sertifikamız olduğunu söylemiştim. Bundan bağımsız olarak bizim çiftliğimiz ve çevremizdeki çiftliklerden çıkan hayvan gübresini yüzlerce çiftçiye bedava dağıtıyoruz. Bu gübre aynı zamanda organiktir. Ölü arazileri canlandırıyor, binlerce dönüm kimyasal gübre yüzünden verimsizleşmiş araziyi yeniden tarıma kazandırıyoruz. Böyle bir döngü ve denge var aslında. Ayrıca 500Kw olan güneş enerji santralimizi 1.5 MW’a çıkarıyoruz. Tüm ahırlarımızı güneş panelleri ile kaplıyoruz. Dışarıdan elektrik almamaktayız, tamamen kendimiz üretiyoruz. Ayrıca Jersey ineklerimiz diğer ineklere göre %20 daha az karbon ayak izi bıraktıklarını da belirtmek isterim.

 

Bir de ailenizin yeni üyesi Jersey yoğurdunuzu piyasaya çıkarttınız. Bu yoğurdun farklılığını bize anlatır mısınız?.


Jersey yoğurdu üretimemize bu ay başladık. Yoğurt yapma fikri de ta en başta vardı, uzun zamandır üzerinde Ar-ge çalışması yapmaktaydık. Raf ömrünü artırmaya yönelik katkı malzemesi kullanmayıp, en iyisini yapmak istedik . 17.5 kuru maddeli, %6.4 yağlı, katkısız ve bol kaymaklı bir lezzet ortaya çıkardık. Böyle bir yoğurdu Holstein veya simmental sütü ile yapamazsınız. Dağıtım yaptığımız tüm şehirlere göndermeye başladık.

 

Geniş bir ürün çeşitliliğiniz var, online satış var. Bazı gurme yerlerinde ürünlerinizi görüyoruz. bu konudaki hassasiyetinizin farkındayız. Satış ilkenizden biraz bahseder misiniz?

Manisa’da kendimize ait 3 satış noktamız var. Bunun dışında ürünlerimizi bilinçli tüketicinin alışveriş yaptığı yerlerde görmek istiyor ve oralara veriyorum. İyi gıda tüketmek bir tercih. Ben az tüketirim ama en iyisini, en güvenilir olanını tüketirim diyebilirsiniz.

 

Bilinçli tüketici alışveriş yaparken nelere dikkat etmelidir?

İyi bir etiket okuyucusu olmalı. En basitinden organik diye aldığınız ürün organik olmayabiliyor bizim güzel ülkemizde. Çok ucuz olanlarından kaçınmak gerekir. Sucuk, sosis, salam gibi ürünlerde nitrik asitin güvenli miktarda kullanılması mevzusu son derece önemli. Yine gıda sahtekarlığı, tağşiş gibi olaylara da dikkat edilmesi şart. Örneğin bal, tağşişe en açık ürün. Yine biraz önce bahsettiğimiz gibi doğal ve organik kavramları üzerinden tüketici bilinçli bir şekilde sömürülüyor. Ben organik sertifikasını kolaylıkla alırım, benim işletmem bu hakka tamamen sahip ama gerek duymuyorum. İyi tarım yapıyorum. Yaptığım işe güveniyorum. Gıda işi yapıyorsanız, gece yastığa başınızı rahat koymalısınız.

 

Bu doğrultuda merak ettiğimiz bir konu daha oldu. Tüketici, sizin ürünlerinizi ve aynı anda başka bir markanın ürünlerini kullanarak evinde bazı reçeteler deniyor diyelim. Kalite olarak aynı sonuçla karşılaşmıyorsa bunu kısaca neye bağlayabiliriz?


Bizim sütümüzle yoğurt yapan bir tüketici :”Osman Bey, ben de bilinçli bir tüketici olduğumu düşünüyorum. Bu nedenle de sizin ürünlerinizi evimde gönül rahatlığı ile tüketiyorum. Jersey sütünüz ile yoğurt yapıyorum, sütü pişince yoğun bir kaymak tabakası oluyor onu da alıyorum kahvaltıda tüketiyoruz. İlginç ve güzel olan bir şey daha var, kaymağı almış olduğum süt ile yaptığım yoğurdun üzerinde de kalın bir kaymak tabakası oluyor. Geçen gün bir arkadaşıma anlattım. O da başka bir markanın Jersey sütünü alıyormuş, benden duydukları onu şaşırttı ve kendi aldığı sütü sorgulamaya başladı” diye konuştu.
Bizim Holstein sütünün yağ oranının altında yağ oranına sahip sütleri, Jersey sütü diye satıyorlar. Ben kendi yaptığımı bilirim. Sizlerin geri bildirimleri, bizi her zaman en iyisini yapma konusunda motive ediyor. Bu anlamda tüketicimize teşekkür ediyorum.

 

Manisa’daki satış noktanız gibi İstanbul’da kendinize bir satış noktası açma planınız var mı?

Çalışmalarımız var. Bir tane Anadolu Yakası’nda, bir tane de Avrupa Yaka-sı’nda açmayı düşünüyoruz. İzmir’ e ve sonrasında Ankara ve Bodrum’ a da satış noktası açmak istiyoruz.

 

Sorumuzu biraz daha özelleştire-rek sorarak bu keyifli sohbetimizi tamamlayalım. Yumurtanız ve et ürünleriniz var. Çeşit çeşit peynir de yapıyorsunuz. Ürünlerinize hem siz hem de tüketici güveniyorken bir mekân açma fikrine nasıl bakıyorsunuz?

Neden olmasın? Sahi, neden olmasın? Zengin, sağlıklı bir kahvaltı sofrasına kim hayır der? 

 

Sayın Osman Talu bize zaman ayırıp, sorularımıza sabırla cevap verdiğiniz teşekkür ederiz. Yaptığınız işin değeri gerçekten çok büyük ve ilham verici. Talu Çiftliği'nin bir müdavimi olarak ayrıca size müthiş lezzetli ürünleriniz için de teşekkür ediyorum.